Hücrelerde Bulunan İntihar Elemanı: Apoptosis’in Sırları

0
50
görünümler

Apoptozis terimi ilk defa 1972 yılında J.F.K Kerr tarafından nekrozdan bağımsız olarak meydana gelen diğer bir ölüm şekli için ifade edilmiştir ve fizyolojik hücre ölümünü belirtir. Eski bir yunan terimi apoptoz, kelime anlamına baktığımız takdirde yaprakların ağaçtan, petallerin çiçekten doğal olarak düşmesi olarak ifade edebilebilir.

Günümüzde bu terimin kullanımı mantıklıdır ve fizyolojik sebeplerden kaynaklanan hücre ölümünü göstermek için tercih edilir. Teorik olarak baktığımızda apoptoz, pek çok travmatik hücre dışı lezyonlar veya genetik etkenlerle aktive olunan ve hücrenin kendisince programlanmış bir mekanizma katkısıyla hücre ölümünü kontrol altında tutan aktif bir sistem olup, aslında hücrenin intiharı olarak açıklanabilir . Böylece hormonal olarak etken pek çok madde, iyonize radyasyon ve kemoterapiyi içeren travmatik ajanlar yardımıyla süreklilik göstren hücresel lezyonların veya genetik faktörlerle etkin kılınan hücresel intihar programının apoptoza sebebiyet verdiği söylenebilir.
 
Fizyolojik süreç olarak apoptoz, normal gelişim esnasında ve olgun organizmadaki birden fazla hücre tiplerinin hasarı sırasında özel hücrelerin kaybından mesuldur. Apoptotik hücre sayısı bireyin veya organizmanın sağlıklı ya da hasta oluşunu ifade ettiğinden dolayı, apoptozun fonksiyonel mekanizmaları hücrede denge meselesi olarak kabul edilebilir. 

Bu da şu anlalama gelir ki; 

Apoptoz oranının düşmesiyle beraber hücre sayısında artış olur tam tersi eğer apoptoz oranı artış göterirse hücre sayısında azalma olur ve istenmeyen doku tahribatı ortaya çıkar. Günümüzde insanı da içine alan memeliler grubunda üretkenliğin dengelenmesinde apoptozun önemli rol oynadığına dair sağlam kanıtlar söz konusudur. Diğer yandan pek çok hastalığın genetiğinde de bu değişimler önemli paya sahiptir.

Apoptoz tek hücreli organizmalarda hücre ölümünün tek yöntemidir. Bu durum çok hücreli organizmalardaysa genetik oluşumlu hücre hasarının engellenebilmesi veya hücrenin tamamen ortadan kaldırılması apoptoz yardımıyla sağlanabilir. Bu şekilde hasarın yayılması ve tümör oluşumu benzeri zararlı olasılıklar bloke edilmiş olur. Apoptoz olayının oluşmasından daha evvel hücresel replikasyon işlemi dururak (kastettiğimiz DNA onarımı) eğer ki bu sırada DNA tamir işlemi gerçekleşmez ise apoptoz ile sonlanan olaylar sırası başlarngıç gösterir. Bu esnada apoptozun başlayıp başlamaması hasarın büyüklüğüne, hücrenin tipine ve hücrenin çoğalabilme potansiyeli olarak kabul edilen tümor geliştirme riskine bağlı olacaktır. 

apoptoz
 

Apoptoz yalnızca intra-uterin gelişme sırasında organogenez ve sinaptogenez hususlarında değil, aynı zamanda da farklılaşmış dokuların olgunlaşmasında da etkin rol oynamaktadır. Çünkü apoptoz vücudun tamamındaki hücre sayısının sabit tutulmasını ve immün sistem faaliyetlerinin gerçekleşmesinde görevlidir.

 
Anlattığım bu son olaya örnek verirsek, immün bir reaksiyonun sonucunu göz önüne alacak olursak; burada aktive edilmiş olan lenfositlerin direkt apoptoz yardımıyla kendi antijenlerini elimine ettikleri görülebilir. Bu şekilde apoptotik hücre miktarındaki artış, daha önce de ifade edildiği gibi dengenin olumsuz yönde bozulmasına; alzheimer ve parkinson gibi dejeneratif hastalıklardan ülseratif kolitler, aids benzeri kronik sorunlara ve bilhassa immünolojik hastalıklara bile sebebiyet verebilir. 

Diğer yandan apoptoz; üyelerin oluşabilmesinde, el ve ayak parmak taslakları arasındaki ara dokunun ortadan kalkmasında, omuriliğin şekillenebilmesinde, erkek fetüsler için müller kanalının tahribatı sırasında, viral enfeksiyon sürecinin councilman cisminin oluşabilmesinde ve iltihapta nötrofil ölümünün gerçekleşmesinde ve menstrual siklus gibi pek çok döngüde faaliyet gösterir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz